TKP Kuruluş Kongresi Açılış ve Kapanış Konuşmaları

Mustafa Suphi

Komünist Partisi için memleketin başına bela olan dış düşmanları kovmak nasıl bir görev ise, içerde halkın sırtından geçinen yağmacı asalak sınıflarını da hazır yiyicilik halinden çıkarıp yumruk altında çalıştırmak da, o derece temel bir görevdir. Bu iki görevin temini iledir ki, Komünist Partisi ezilen işçi ve köylü halka karşı hizmetini yerine getirmiş ve ortadan sınıflar farkı kalkarak toplumsal birliğe, gerçek adalete ulaşmış olacaktır.

  • Değerlendirmeler
  • |
  • Güncel
  • |
  • 10 Eylül 2020
  • 08:00

Açılış Konuşması (10 Eylül 1920)

 

Arkadaşlar bir zamanlar bir hayal halinde telakki olunan komünizm, bugün, Rusya'da meydana getirdiği hayat ile, kurduğu yeni şekl-i hükümetle, Kızıl Or­dusu ile, amele, rençper ahali içerisinde kuvvetlendirdiği teşkilatıyla, Şarkın ve bütün dünyanın mazlum millet ve sınıflarına pek büyük ümit veriyor. Son aylar zarfın­da, bize görünen iki büyük manzara, bu ümitlerin ne kadar esaslı olduğunu gösteriyor.

Bu manzaralardan bi­ri Üçüncü Enternasyonal'in İkinci Kongresi'dir ki, orada şark ile garbın muhtelif mahallerinden gelmiş otuz yedi millete mensup amele ve rençber vekilleri içtima etmişti. Bu içtima, proletarya hareketlerinin yeryüzün­de ne derece kuvvetli olduğunu gösteren aşikar ve maddi bir delildir.

Diğer taraftan, içtimaını henüz bitiren Beynelmilel Şark Kongresi'nde [Bakü Birinci Doğu Halkları Kurultayı], şarkın muhtelif milletleri, Hindliler, Hiveliler, İranlılar, Türkistanlılar, Buha­ralılar, Dağıstanlılar, Kırımlılar, Türkiyeliler ile Gürcistan ve Ermenistan mazlum milletleri tarafından gönde­rilen binlerce vekiller bir yere toplanarak aynı hedefe doğru kati amel ve iradelerini ilan etmiş olmakla Avrupa cihangirlerine karşı azim ve maksatlarını anlatmış oldular.

Üçüncü Enternasyonal Kongresi son meclisi­ni kaparken Rusya'nın muzaffer Kızıl Ordusu'nu, Dünya Proletaryasının ve Şark Mazlum milletlerinin hadim ve müdafii [hizmetkarı ve savunucusu] bir ordu olarak ilan etmişti. (Şiddetli Alkışlar)

Türkiye’deki son vakaları tetkik etseniz, gelen arkadaşları dinleseniz, fırkamıza gönderilen mektupları görseniz, memleketimizin son ümidinin Bolşevizm’de olduğu kanaatini anlarsınız.

Arkadaşlar, Rusya inkılab-ı kebiri son üç sene zarfında icazkar [veciz] numune­ler gösterdi. Hiç kimsenin ümit etmediği halde Rusya Proletaryası öyle bir inkılap ordusu vücuda getirdi ki, Cihanı hayran bıraktı. İşte bu inkılap şimdi demir ellerini şarka uzatıyor. Şark siyaseti Üçüncü Beynelmilel'in ruznamesinde [gündeminde] birinci maddeyi teşkil ediyor.

Bu mesele de en ziyade alakadar olanlar şüphesiz bizleriz. Biz Türk Komünistleri bu hareketin kıymetini bilmeli, tarihin kaydedeceği bu fırsatı iyi takdir etmeliyiz. Biz de kendi memleketimizde Avrupa emperyalizminin, harici ve dahili düşmanların haddini bildirmeliyiz.

Bütün bu arzularımızı tasavvur ve temenniden hakikat haline koyacak bu kongredir. Türkiye Komünist Kongresi Rus­ya'dan uzanan bu demir elleri tutabilecek kuvvetler yetiştirecek ve fırkamız yalnız Türkiye'de değil, bütün Şark'ta inkılabın alemdarı olacaktır.

Onun için yaşasın Türkiye Komünist Fırkası! (Alkışlar),

Yaşasın bütün Ko­münist fırkalarını har-i aguşunda toplayan Üçüncü Enternasyonal! (Alkışlar ve Marş),

Yaşasın Şarkta birinci İnkılap ocağı kuran Azerbaycan Şüra Cumhuriyeti! (Alkışlar ve Marşlar).

 

Kapanış Konuşması (15 Eylül 1920)

 

Örgüt aşamalarını geçiren ve şimdiye kadar birer grup halinde yaşayan Türkiye komünistleri, bu kongreden örgütlü ve birleşik bir parti olarak çıkmakla, yeni bir hayat dönemine ayak basıyorlar. Partinin önünde duran birinci görev: Bundan sonra memleketimiz işçi ve yoksul köylüleri arasında fikrimizi süratle yayarak halkın geleceğini kendi eline verecek koşulları ve yetenekleri hazırlamaktır. Türk komünistleri üç seneden beri Rusya toplumsal devrimi içinde birçok safhalardan geçtiler.

Zaman oldu ki, karşımıza çıkan kara fikirli gericiler, Türkiye’de işçi ve yoksul köylü sınıfının mevcut olmadığını, olsa bile, hamalların memurlardan iyi yaşadıklarını söylemekten utanmadılar. Son zamanlar da ise, bilhassa İstanbul, İzmir, Konya, Erzurum, Ankara ve Eskişehir’de ortaya çıkan işçi ve yoksul köylü örgütleri seslerini yükselterek gösterdiler ki, Türkiye’de işçi ve yoksul köylü adı altında devrimci önemli bir sınıf yaşıyor. Ümit ederiz ki, İstanbul ve Anadolu işçi ve yoksul köylüleri, yakında istilacı ve zalim bütün kuvvetleri tepeleyerek hayat ve mücadele faaliyetlerini kendi kollarına almak iktidarını göstereceklerdir.

Zaman oldu ki, Türkiye işçi ve yoksul köylüleri, zorba vali, hâkim ve paşalar karşısında söz söylemek cesaretini bile gösteremediler; fakat son olay gösteriyor ki, İstanbul Hükümeti’nin ve padişahın İngilizlerle birleşerek memleketi sattıklarını halk pek iyi anlıyor; Türkiye’nin ezilen işçi ve yoksul köylüleri ve askerleri, bu alçaklığa, bu ihanete karşı, süngüsünü oradaki ağa ve paşaların göğsüne çevirmiş, savaşıyorlar. (Alkışlar)

Ve nihayet zaman oldu ki, arkadaşlar, Türkiye’de komünist örgütü olmaz dediler; fakat, Türkiye’nin değişik şehirlerinden gelen komünist temsilciler, bunun aksini ispat ettiler; Türkiye’de işçi ve yoksul köylü komünist örgütü gittikçe genişliyor ve güç kazanıyor. Şimdi Komünist Partisi’nin sömürgeci kuvvetleri ezmeye kararlı işçi halka rehber olacağına hiç şüphe edilemez. (Alkışlar)

Komünizmin önderlerinden Engels, bir eserinde diyor ki: “Yeryüzündeki teknik zulme alettir. Zaman gelecek ki, tekniğin ileri eseri olarak yeryüzünü kan deryaları alacak ve zalim imparatorların taçları bu kan deryasına yuvarlanacak, bu tacı yerden kaldırıp başına koymaya cesaret edecek bir adam bulunmayacaktır.”

İşte, bu devir gelip çatmıştır: Rusya’da, Almanya'da, Avusturya’da, Türkiye’de, çarlık, imparatorluk, padişahlık artık bir daha kurtuluşu olmayacak tarzda yıkıldığı halde, hiç kimse cesaret edip de, o taçları başına geçiremiyor.

Vaktiyle halka zulmedenler, bugünkü işçi ve yoksul köylü devrimi huzurunda diz çökerek, ezilen halka taraftar ve hizmete hazır gözüküyorlar. (Alkışlar)

Memleketimizde her türlü derece ve sınıf yalana dayanan anlaşmaların yerinden oynadığı böyle bir devirde, böyle bir buhran döneminde, işçi halkın geleceğini kendi eline alarak iş görmesi bir zorunluluk haline giriyor. Bu işte doğru yolu göstermek görevi Komünist Partisi’nin üzerine düşmektedir. Komünist Partisi için memleketin başına bela olan dış düşmanları kovmak nasıl bir görev ise, içerde halkın sırtından geçinen yağmacı asalak sınıflarını da hazır yiyicilik halinden çıkarıp yumruk altında çalıştırmak da, o derece temel bir görevdir. Bu iki görevin temini iledir ki, Komünist Partisi ezilen işçi ve köylü halka karşı hizmetini yerine getirmiş ve ortadan sınıflar farkı kalkarak toplumsal birliğe, gerçek adalete ulaşmış olacaktır.

Onun için son söz olarak diyelim ki:

Yaşasın Türkiye Komünist Partisi!

Yaşasın dünya proletaryasının birliği!

Yaşasın Üçüncü Enternasyonal!

Fotoğraf hakkında: Burada kullandığımız fotoğraf Mustafa Suphi'nin Taşkent (Özbekistan) günlerine aittir (1920 başları).