Türkiye’de Kadınlık Hareketi hakkında

Naciye Yoldaş

Türkiye Komünist Fırkası herşeyden evvel Türkiye kadınını kurtarmak için bir Türkiye Komünist Kadın Teşkilatı vücuda getirmeye çalışmalıdır.

  • Değerlendirmeler
  • |
  • Kadın
  • |
  • 17 Eylül 2020
  • 07:53

Naciye Yoldaş hakkında

Belgelerde daha çok Naciye Hanım olarak anılan Naciye Yoldaş, 1920 Eylül’ünde, önce Bakü Doğu Halkları Kurultayı’na ve hemen ardından Türkiye Komünist Partisi’nin Kuruluş Kongresi’ne katılan genç bir komünist kadın militandır. Her iki etkinlikte de içeriği yönünden son derece önemli birer konuşma yapmıştır.

İstanbul’dan genç bir öğretmen olan Naciye Yoldaş, TKP Kuruluş Kongresi’nde Sömürgeler Sorunu’nu sunan, kongrede Merkez Komitesi’ne seçilen ve çok geçmeden 15’lerden biri olarak alçakça katledilen Hilmioğlu İsmail Hakkı’nın kız kardeşidir.

Gerek Doğu Halkları Kurultay’ında gerekse TKP Kuruluş Kongresi’nde yaptığı konuşmalar, bu konuşmalarda kadın sorununu ortaya koyuş şekli, Naciye Yoldaş’ın apayrı bir ilgiyi hak ettiğini gösteriyor. Bunu Tarihsel TKP’nin 100. Yılı yayını içinde yapmaya çalışacağız.

Layihacı [sunumu yapan] Naciye Yoldaş kadının tarihte geçirdiği iktisadi ve ailevi safhaları icmal ettikten [özetledikten] sonra, Türkiye’de kadınlık hareketi hakkında atideki [gelecekteki] izahatı vermiştir:

Türk kadınlığının aile arasındaki vaziyeti tam manasıyla esarettir. Cemiyet bir mücrimi [suçluyu] nasıl hapse­derse, kendi içinden çıkarırsa, kadınlar da alelıtlak [genellikle] kadın olmak cürmünden dolayı evlere hapis olunur. Fakat bu hapsin azabını çeken yalnız kadınlar değildir. Bütün millet bundan muzdarip bulunuyor. Zira kadının cemiyetle olan münasebeti kesilince eve bakmak ihtiyacını erkek yükleniyor. Şu itibarla zaruret­-i maişet [geçim sıkıntısı] vücuda geliyor. Şu vaziyet kadına körü körüne itaati, esareti tahmil ettiği [yüklediği] gibi izzet-i nefsini de cerihadar ediyor [incitiyor, yaralıyor].

Mamafih harbin bir netice-i zaruriyesi [zorunlu sonucu] olarak Türk kadını az çok serbesti bulmuş ve te­min-i maişet [geçimini temin etme] için sokağa fırlamağa mecbur olmuştur. Bunu kadın için bir mukaddeme-i halas [kurtuluş başlangıcı] addediyo­rum. Fakat hayata karışan kadınlar, kadınlığın bir kısm-ı ekalliyetidir [azınlık bölümüdür]. Bugünkü cemiyetin şera­iti [koşulları] nazar-ı dikkate alınacak olursa, hayatın zaruretleri karşısında bu kadar cüz'i bir kemiyetin [niceliğin] eriyeceği ve eski istihalenin yeniden başlaması endişesi zuhur ediyor.

Türk kadınının resmi dairelerde memur olması pek yenidir. Türkiye’de memur kadınların ekseriyeti maarife ve mekteplere mensuptur. Fakat bunda da erkeğin imtiyazı gözetilerek bir muallime aynı seviyedeki muallimle, hatta daha yüksek bile olsa, mad­deten bir olamıyor. Kadın, istihdam olunduğu bütün dairelerde aynı madun [ast, aşağı] muameleyi görüyor.

Son harp kocasını ve oğlunu hudutlara gönderen kadını, karnını doyurmak ve yavrularını kurtarmak kaygısıyla çarşı ve pazarlara çıkarmış, açlık ve ölüm tehlikesine karşı didinmeye sevk etmiştir. Bu hususta bilhassa Anadolu köylü kadınları büyük bir azim ve metanetle faaliyete girişmişlerdir. Yük taşımak, ekin ekmek, tarla sürmek, çiftçilik etmek gibi sırf adeli işlerde erkeklerin yerini tutmaya ve bütün milletin maişetini [geçimini] temine çalışmışlardır. Bu kadıncıklar köylerden şehirlerin ticaret pazarlarına kadar sokularak, alışveriş işlerine de girişmişlerdir. Esasen şehirlerdeki kadına nisbeten köylü kadınlar daha serbest bir hayata malik idiler. Onlar eskiden beri tarlalarda erkekleriyle, akrabalarıyla çalışabiliyorlardı. Köylü Türk kadınları arasında muharebelere iştirak edenler, silah kullananlar da vardı. Fakat şehirlerde manzara değişiyor. Ev­lere takılan kafesler kadının esaretini ilan ediyor.

Türkiye’de erkekleri işgal eden [meşgul eden] garip mesaiden biri de kadınların tesettürüdür. Bu mesele her sene feyyaz bir kudretle intaş eder [bereketli bir güçle yeşerir], daire-i şümulünü [kapsam alanını] genişleterek mahkemelere, şer’i mehafile, Meb'usan salonlarına ve padişah sarayına kadar uzanır. Bu batıp batıp yeniden nükseden bir maraz halindedir.

Memleketin kuvve-i teşriiye [ve] icraiyesi [yasama ve yürütme gücü) bütün memleketin hayatını, ihtiyacını bir tarafa atarak; güya artık her iş bitmiş gibi kadının örtünmesi, başının tuvaleti, çarşafının biçimi, hasılı kadının haric' kıyafeti ile iştigale başlarlar. Kadının açılmasıyla şeraitin elden gittiği Kitab-ı Allah'ın tezelzüle [sarsıntıya) uğradığı iddia olunuyor.

Bereketsizlik, kaht [kıtlık], müselsel [ard arda gelen] yangınlar, muharebeler, mısır ekmeği, velhasıl ne içtimaı tereddiler [toplumsal yozlaşmalar), milli felaketler, buhranlar varsa, kaffesinin amil-i mutlakı [tümünün mutlak etkeni] kadının açılması olarak ileri sürülüyor. Polis ka­rakollarına, adliye idarelerine, emniyet-i umumiyeye, lazım gelen yerlere bu gibi yolsuzluklara sebep olan kadınların derhal tutularak tevkif edilmesi, terzil olunması [küçük düşürülmesi] için emirler verilir. Bütün bu tazyikata [baskılara] rağmen, Türk kadınlığı son zamanlarda payitahtta mühim uyanıklık gösterebilmiş, siyasi ve iktisadi faaliyetler izhar etmiştir [ortaya koymuştur]. Ezcümle [örneğin]; memleketin Avrupa ve Yunan cihangirleri tarafından uğradığı istila üzerine muhtelif kadın cemiyetleri merkezi bir komite teşkil ettiler. Siyasi muazzam mitingler tertip ederek protesto keşide etmişlerdir [çekmişlerdir]. Yine kendi faaliyetleriyle kadınlar Maarif Nezaretini, Darülfünün'un kapıla­rını genç talebata da açmağa icbar etmişlerdir [zorlamışlardır]. Tıb şubesi henüz kadınlığa kapalı duruyorsa da, yakında onun da açılacağına hiç şüphe yoktur.

İstanbul’da on beş kadar kadın cemiyeti vardır ki, cümlesi son zamanlarda teessüs etmiştir [kurulmuştur]. Bunların büyük bir kısmı şefkat işleriyle tevaggul ederler [uğraşırlar]. Bu cemiyetlere burjuvazinin kadınları da iştirak edi­yorlarsa da, umumiyetle bu sınıfın kadınları sıcak apartmanlarında ve konaklarında hödkamane [bencilce] bir hayat sürmektedirler.

Kadın cemiyetlerinin bazıları da kadınlığın hukukunu müdafaa, bazısı da eski kadın sınıflarını, işçi­liklerini ihya etmek maksadıyla teşekkül etmiştir. Sırf ilmi ve terbiyevi müesseseler de vardır. Fakat bugünün ihtiyacı hayatın boş yiyicilerini içerisinden atarak, “Çalışan, yer” hakikatini her tarafa an­latmaktır. Fakat halkın başına yumruklarını indirerek, isyan seslerine kulaklarını tıkayarak yaşayanların, artık ebediyen sönmeleri zamanı gelmiştir. Binaenaleyh [dolayısıyla], Türkiye Komünist Fırkası herşeyden evvel Türkiye kadınını kurtarmak için bir Türkiye Komünist Kadın Teşkilatı vücuda getirmeye çalışmalıdır.

Yaşasın kadın ve erkeği hayatın bütün yollarında birleştiren kızıl güneş!

Yaşasın Türkiye Komünist Fırkası!

15 Eylül 1920

 

***

Kadınlık Hareketi Hakkında Karar

 

Naciye ve İsmail Hakkı Yoldaşların teklifi üzerine aşağıdaki dört madde kabul edilmiştir:

1- Tarihin hataları ve içtimai hastalıkları kat'i surette tashih ve tedaviye karar veren Türkiye Komü­nist Kongresi, kadınlık aleminin kıymet ve ehemmiyetini takdir ederek layık olduğu dereceye is'adı [yükseltmek] için icap eden kat'i tedbirlere tevessül eder [başlar, girişir].

2- Beşeriyetten sınıf farkını kaldırmak şiarıyla ortaya atılan Komünistler, tabiatıyla kadınları cemi­yetin içerisinden ihraç etmek [dışlamak] gibi bir ikilik hatasını irtikab edemez [işleyemez]. Komünistler nasıl hazır yiyicileri mahvederek tam bir müsavat-ı hukukiye [hukuk önünde eşitlik] yaratıyorsa, kadınlık, erkekliğin farklarını da kaldırarak, hukuk ve vezaif cihetiyle [görevler bakımından] hakiki bir birlik teşkilini kabul eder.

3- Türkiye’de kadınların hayat-ı umumiyeye daha serbestane iştirak edebilmelerini temin için şimdi­ye kadar erkeklere tahsis edilmiş olan içtimai [toplumsal] müesseselerden kadınların da aynı hak ve selahiyetle isti­fade etmeleri elzemdir.

4- Kadınlarla erkekleri yekdiğerinden ayrı bulundurmak, onları müessesat-ı içtimaiyyenin (toplumsal kurumların) haricinde yaşatmak, kadınlarda anlayış kuvvetini yanlış yollara saptırmak ve bu yanlış telakkiler kadını büsbütün geri bir hayat idamesine sebep olmuştur. Binaenaleyh, beşeriyetin diğer nısfı [yarısı] olan kadınların erkeklerle mütevaziyen ve mütesaviyen [denk ve eşit olarak] hareket etmeleri ve layık oldukları tekamülün [gelişimin] temini için lüzumu kadar fe­dakarlıklar ihtiyar olunur [ortaya konulur].

15 Eylül 1920