Avustralya’da orman yangınları ve sonuçları

A. Vedat Ceylan

Yaşanan felaketlerin sorumlusu, doğayı hoyratça yıkıma uğratarak ekolojik dengeyi altüst eden kapitalizmdir. Tekellerin “kâr, daha çok kâr” hırsıdır. Dolayısıyla, doğaya sahip çıkma ve iklim mücadelesi, gezegenimizi yaşanmaz hale getiren emperyalist kapitalizmi hedeflemek durumundadır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Dünya
  • |
  • 16 Ocak 2020
  • 22:20

Kapitalist sistem yarattığı küresel ısınmayla ekolojik dengeyi alt-üst ediyor, insanlığı ve dünyayı her geçen gün daha büyük felaketlerle karşı karşıya bırakıyor. Avustralya’daki yangın, kapitalist sistem aşılmadığı sürece bu tür felaketlerin yaşanacağını gösteriyor

Güneydoğu Avustralya’daki orman yangınları Eylül ayından bu yana büyüyerek devam ediyor. Yarattığı sonuçlar Güney Pasifik’ten binlerce kilometre uzakta bile kendini hissettiriyor. Dünya Meteoroloji Örgütü WMO’ya göre, duman yüklü bulutlar Arjantin ve Şili’de yaşamı zorluyor. Açık havada kalmanın zorlaştığı Yeni Zelanda’da buzullar kahve rengine büründü. Bilim insanları, güneş ışınlarının daha az yansımasından dolayı buzulların daha fazla erimesinden endişe ediyorlar.

Yeni Güney Galler eyaletindeki şehirlerde insanlar nefes almakta zorlanıyorlar. Duman bulutu 20 milyon kilometrekareye yayılarak Rusya’nın büyüklüğüne ulaşmış bulunuyor ve yayılmaya devam ediyor.

Devasa duman bulutları solunum sistemine ciddi derecede zarar veren kurum parçacıkları, azot oksit, karbon monoksit, hidrokarbonlar gibi kirli bir hava kokteyli içeriyor.

2017 yılında Kaliforniya’ya bağlı San Diego’da çıkan nispeten küçük yangının -40 kilometrekare- özellikle çocuklar için ağır sonuçları olmuştu. Hastanelerin acil servisleri solunum yolu rahatsızlıkları nedeniyle dolup taşmıştı. Etkilerinin uzun vadede ağır sonuçlara yol açacağı da vurgulanmıştı. Kaliforniya’daki yangının Avustralya’daki yangının yanında denizde damla kaldığı düşünülürse, insanlar üzerinde ne gibi etkileri olacağı ve uzun vadede nasıl sonuçlar doğuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. 

Uzmanlar, yangınların aylarca devam edebileceğini söylüyorlar. Atmosfere yaklaşık 400 milyon ton CO2 yayıldığı tahmin ediliyor.

Avustralya son 100 yılda bir dereceden fazla ısınmış bulunuyor. 1990’dan bu yana yangınların arttığı güneydoğu Avustralya’da yağışlar Nisan’dan Ekim’e kadar yüzde onbir oranında azaldı. Su kaynakları kurumaya başladı.

Paris İklim Anlaşması’na göre, devletler küresel ısınmayı iki derecenin altında tutmaya karar vermişlerdi. Avustralyalı iklim aktivisti Philip Sutton, “Dünya bir derece ısındığında Avustralya’da ne olduğunu görüyoruz” diyerek, durumun vahametine işaret ediyor. Avustralya’da yaşanan orman yangınları, 1,5 derecelik bir ısınma hedefinin nasıl sorumsuzca olduğunu gösteriyor.

Orman yangınlarında, bazı kaynaklara göre 500 milyon, bazı kaynaklara göre de bir milyar hayvan yanarak yok oldu. Onbinlerce deve ve yabani at, su kaynaklarını tükettikleri gerekçesi ile öldürülmeye başlandı. 10 milyon hektardan fazla bir bölge kül oldu. Böylece bir kıta yok olmayla karşı karşıya bulunuyor.

Friedrich Engels, bir asrı aşkın bir süre önce, Doğanın Diyalektiği adlı eserinde marksistlerin doğa anlayışını şöyle özetliyor:

“Bilinmelidir ki; doğal varlıklar üzerinde kazandığımızı zannettiğimiz her zafer için doğa bizden öcünü alır. Mezopotamya, Yunanistan, İtalya, Orta Asya ve başka yerlerde işlenecek toprak elde etmek için ormanları yok eden insanlar, çölleşmeye zemin hazırladıklarını, dağlardaki kaynakların sularını kuruttuklarını, azgın sel yığınlarının ovaları basmasına neden olduklarını akıllarına bile getirmemişlerdir. Artık anlamalıyız ki; bizler hiçbir zaman doğaya egemen olmak gibi bir çaba içinde olmamalıyız; tersine etimiz, kanımız ve beynimizle ondan bir parça ve onun tam ortasında olduğumuzun bilinciyle davranmalıyız. İnsan olarak doğa üzerinde kurduğumuz egemenlik, onun yasalarını tanıma ve doğru olarak uygulayabilme üstünlüğüne sahip olabilmemizden öteye gitmemelidir. Hele varoluşumuzun ilk koşulu olan suyu ve toprağı bir alışveriş nesnesi yapmak, insanın kendisini bir alışveriş nesnesi yapmaya doğru atılmış bir adımdır. Su ve toprağın alınır, satılır bir mal haline getirilerek bir azınlığın tekeline alınması ve geri kalanların dışlanması ahlaksızlıktan başka bir şey doğurmaz.”

Yaşanan felaketlerin sorumlusu, doğayı hoyratça yıkıma uğratarak ekolojik dengeyi altüst eden kapitalizmdir. Tekellerin “kâr, daha çok kâr” hırsıdır. Dolayısıyla, doğaya sahip çıkma ve iklim mücadelesi, gezegenimizi yaşanmaz hale getiren emperyalist kapitalizmi hedeflemek durumundadır.