Ekonomik kriz, finans krizi, pandemi… Kapitalist sistem iflas ediyor

D. Meriç

Kapitalist sistem, içine sürüklendiği çöküşü durdurabilmek için her yola başvuruyor / başvuracak. Bu pervasız saldırılar karşısında işçi sınıfıyla emekçilerin ortaya koyacakları direniş, gelişmelerin seyrini belirleyecek. Tek seçenek, kapitalizmin bu dizginsiz saldırılarına karşı meşru-militan mücadele yolunun bir an önce tutulmasıdır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Dünya
  • |
  • 15 Haziran 2020
  • 08:00

2008 yılında kapitalizmin merkezi ABD’de başlayan mali kriz, kısa sürede dünyanın her tarafında yıkıcı sonuçlarını gösterdi. Kapitalist sistemi saran bu ağır kriz, sermaye devletleri ve onlarla suç ortaklığı yapan sendikal bürokrasinin desteğiyle uygulanan ‘sistemi kurtarma paketleri’ ile geçici olarak durdurulabilmişti. Özellikle sosyal kasalardan, ekonominin sinir merkezleri olan bankalar ve sermayenin kumarhaneleri olan borsalara aktarılan trilyonlarca dolarla çöküş belli bir noktada durdurulabilmişti.

Krizi izleyen süreçte sermayeye sunulan devasa yardımlarla toparlanmaya başlayan kapitalist ekonomi, aradan yedi yıl geçmeden yeniden hızlı bir çöküşe doğru yol almaya başladı. Krizi takip eden yıllarda %12’lere ulaşan büyüme hızı, 2015 yılından itibaren yön değiştirerek yüzde sıfırlara yaklaştı. Özellikle ABD, AB, Japonya gibi gelişmiş kapitalist ülkelerdeki otomobil, elektronik, makina üretimi, metal ve kimya sanayisi gibi temel işkolları resesyona girdi. 2019 yılı başından itibaren bu sanayi kollarında yüzde -5’e varan daralma başladı. Bu daralmanın da etkisiyle kapitalist sistem, öncekilerden de ağır bir krizle yüz yüze kaldı.

Son 12 yıla sığan bu inişli-çıkışlı gelişmeler, krizin kapitalizmin yapısal bir sorunu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu süreçte açığa çıkan bir diğer önemli gelişme ise sistemin krizleri aşma iddiasını yitirmesidir. Sistemin akıl hocaları, krizi aşmayı değil yönetmeyi esas alan stratejiler öneriyor artık. 2019 yılı başında zirveye yaklaşan ekonomik kriz, korona salgını ile birlikte “büyük buhranlar” dönemini aşan bir sistem krizine dönüştü. Bu bağlamda korona salgını krizin yaratanı değil, derinleşmesini hızlandıran bir rol oynamıştır.

“Büyük buhran” tartışmaya yer bırakmayacak şekilde gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Nitekim bu, kapitalist tekellerin selameti için çalışan ve onlar tarafından finanse edilen kurumların yayınladığı onlarca belgeyle de teyit edilmiştir. Bu belgeler, kapitalizmin ağır bir sistem krizi içerisinde bulunduğunu verilerle ortaya koymaktadır.

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2020 yılı için (Asya’nın gelişmekte olan ülkeleri, Çin ve Hindistan hariç) kapitalist sistemi yıkıma götürecek olan aşağıdaki öngörüleri yayınladı. IMF verilerine göre AB’nin en güçlü ekonomilerine sahip ülkelerde 2020 yılının ilk çeyreğinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’da (GSYİH) yaşanan düşüş ürkütücüdür. Örneğin ekonomi Fransa’da %21,3, İspanya’da %19,2, İtalya’da %32, Almanya’da %17,5 oranında daralmış bulunmaktadır.

Sistemin zayıflayan jandarması ABD’de durum AB’den de vahim görünüyor. ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell, 2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 30’lara varan bir daralmadan söz ediyor. Nitekim ABD’de işsizlerin sayısı 36 milyona ulaştı. Konunun uzmanları, gelecek günlerde bu rakamın 60 milyonu aşabileceğini belirtiyor. Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip olan Almanya’daki seyri de pek parlak görülmüyor. Almanya’da korona salgını ile birlikte 11 milyondan fazla işçi, kısa süreli çalışma uygulamasına başladı. Gelişmelerin seyri aynı şekilde devam ederse, bu 11 milyon emekçinin 2,7 milyondan oluşan işsizler ordusuna eklenmesi kaçınılmaz görülüyor.

Münih Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını yürüten Ekonomik Araştırmalar Merkezi (İFO) adlı kurum ise, dünyanın 110 ülkesindeki 1000’in üzerinde ekonomi uzmanının verilerine dayandırarak, “COVID 19: Küresel ekonomi yoğun bakım ünitesinde” adlı bir belge yayınladı.

Nisan 2020’de yayınlanan belgede, pandemiyi önceleyen yıllarda kapitalist krizin nedenleri şöyle sıralanıyor: “Devletlerin aşırı borçlanması, yeni üretim alanlarına yapılan yatırımların durdurulması, işyerlerinin yok edilmesi, işsizlik, düşük ücret politikasının neden olduğu yoksulluk ve tüketici harcamalarındaki düşüş, küresel üretimde yaşanan aksamalar nedeniyle tedarik zincirinin bozulması.”

‘2008 finans krizinden çıkış’ için uygulanan bu tedbirler, çok daha ağır ve yıkıcı bir krizi tetikledi. Kapitalist devletler, sistemin kurtarılması için tarihin tanık olduğu en büyük borç batağına saplanmış durumda. Ekonomilerin 2020’nin ikinci yarısında bir düzelme göstermemesi durumunda, Alman devletinin borcu GSYİH’nın %86’sına ulaşabilir. ABD’nin borcu %107, Japonya’nın ise %238’e yükselecektir. Belgede, dünya çapında sermaye devletlerinin 2020’de toplam küresel borçlarının 260 trilyon doları aşacağı belirtiliyor. Bu rakam, küresel GSYH’nin %320’ne eşit demektir. Kapitalist tekellere peşkeş çekilen bu devasa servetlerin geri ödenebilmesi için tüm insanlık, üç yıl iki ay boyunca sadece kapitalist tekeller için çalışmak zorunda kalacak.

Kapitalizmde krizler kaçınılmazdır

Kapitalist sistem, 2020’nin ilk altı ayında iflasın eşiğine gelmiş bulunuyor. Sistemin sinir merkezleri olan banka ve borsalarda ağır çalkantılar yaşanıyor. Mart ayı başında 18 trilyon dolar batıran uluslararası borsaların imdadına IMF yetişti. Kapitalist tekellerin dev kumarhaneleri olan borsaların kurtarılması için IMF, 1 trilyon dolar (1000 milyar) hazırladığını ilan etti.

Tekellere sunulan bu devasa yardımlara rağmen dünya çapında hızla derinleşen krizin önüne geçilemiyor. 2020 yılı ve sonrası için dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin IMF’nin öngörüleri de bu gerçeği doğruluyor. Verili durumu esas alan IMF’ye göre bazı ülke ve kıtalarda ekonomik daralmaların boyutları şöyle olacak:

2020 Dünya ekonomisi daralma beklentileri %

Brezilya

-5,3

Çin

1,2

Almanya

-7

Fransa

-7,2

Hindistan

1,9

İtalya

-9,1

Japonya

-5,2

Rusya

-5,5

Güney Afrika

-5,8

ABD

-5,9

Avrupa Birliği

-6,8

Avrupa çevre ülkeleri

-7,5

Asya’da gelişmekte olan ülkeler

1

Latin Amerika

-5,2

Sahra altı Afrika

-1,6

Dünya toplam

-3

Kaynak: IWF Wirtschaftsausblick 2020

Sermaye devletleri tarafından bütün sosyal kasaların boşaltılması ve ağır borçlanmalar yolu ile piyasaya sürülen, tekellere hediye edilen bütün bu paraların piyasalarda maddi bir karşılığı bulunmuyor. Bu uygulama ile para hızla değer kaybedecek, fiyatlar hızla yükselecek, milyarlarca emekçi daha da yoksullaşacaktır. Alım gücünün hızla düşmesiyle iç piyasalarda yaşanacak daralma, kapitalizmin krizini daha da derinleştirecek. Yüzyıllardır kapitalist üretim anarşisinin, yani olmayan pazarlara yapılan aşırı üretimin kör döngüsünün yaratacağı yıkım, Marx ve Engels tarafından Şubat 1848’de çarpıcı bir şekilde dile getirilmiştir:

“... Benzer bir hareket kendi gözlerimiz önünde gelişiyor. Üretim, mübadele ve mülkiyet ilişkileriyle modern burjuva toplumu, bu kadar güçlü üretim ve mübadele araçlarını yaratmış olan bu toplum, harekete getirdiği cehennem dünyasının güçlerini denetleyemez duruma düşmüş büyücüye benzemektedir. On yıllardan beri sanayi ve ticaret tarihi, modern üretici güçlerin modern üretim koşullarına karşı, burjuvazinin ve onun egemenliğinin varlık koşulu olan mülkiyet ilişkilerine karşı başkaldırışın tarihinden başka bir şey değildir. Bu konuda nöbet nöbet ortaya çıkmalarıyla tüm burjuva toplumunun varlığını her kezinde daha tehdit edici biçimde sorgulayan ticari buhranları anmak yeter. Bu buhranlarda, yalnızca mevcut ürünlerin değil, daha önceden yaratılmış olan üretici güçlerin de büyük bir kısmı nöbet nöbet tahrip edilir. Bu buhranlar sırasında, daha önceki bütün çağlarda bir saçmalık olarak görülebilecek bir salgın baş gösterir: aşırı üretim salgını. ...Peki burjuvazi bu buhranların üstesinden nasıl gelmektedir? Bir yandan üretici güçlerin büyük bir kısmını yok ederek; öte yandan, yeni pazarlar ele geçirerek ve eskilerini daha kapsamlı bir biçimde sömürerek. Yani daha yaygın ve daha yıkıcı buhranlara yol açarak ve buhranları önleme çarelerini daha da kısıtlayarak.” (Komünist Manifesto, s. 48)

Kapitalizm yıkılmadan, krizler ortadan kalkmaz

Kâr daha çok kâr uğruna insanlığın, doğanın geleceğini tehdit eden kapitalizm, bütün kurumlarıyla ortadan kaldırılana kadar felaketler üretmeye devam edecek. Çünkü krizden çıkış için attığı her adımla, daha yıkıcı boyutlarda yaşanacak bir sonraki krizin zeminini döşemektedir. Yaşanan sistem krizinin ortaya çıkardığı bir diğer çarpıcı gerçek ise işçi ve emekçileri bekleyen ağır felaketlerdir.

“Sermaye devletleri, kapitalistler, sendika ağaları” uğursuz koalisyonu, bir kez daha faturayı işçi sınıfıyla emekçilerin sırtına yıkmak için uğraşacaktır. Kapitalist tekellerin kurtarılması uğruna boşaltılan kasalar, devletlerin ağır borç yükü altına girmesi, milyarlarca emekçinin geleceğinin ipotek altına alınması anlamına da geliyor. Alman der Spiegel dergisine korona salgınıyla ilgili konuşan IFO Başkanı Clemens Fuest, ülkenin gençlerini ‘Korona kuşağı’ (Generation Corona) diye adlandırarak, on yıllar boyunca bu kuşağın devletlerin açtığı ağır borç yükünü taşıyacağını belirtiyor.

Şimdiden dünya çapında milyonlarca insan işsizler ordusuna katılmış bulunuyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) yaptığı açıklamaya göre korona salgını nedeniyle dünya çapında 305 milyon kişi işsiz kalacak. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ikinci bir korona dalgasının gelebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bunun gerçekleşmesi durumunda, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin yarısının iflas edeceği, birliğin ekonomi araştırma merkezi tarafından da dile getiriliyor.

Kapitalist sistem, içine sürüklendiği çöküşü durdurabilmek için her yola başvuruyor / başvuracak. Bu pervasız saldırılar karşısında işçi sınıfıyla emekçilerin ortaya koyacakları direniş, gelişmelerin seyrini belirleyecek. Tek seçenek, kapitalizmin bu dizginsiz saldırılarına karşı meşru-militan mücadele yolunun bir an önce tutulmasıdır. Sınıf devrimcileri bu süreci hızlandırmak, ona yön vermek konusunda tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır.